Barış Baran

senden gittiğimde prensestin.
bir kaç zaman sonra,
tekrar etrafında belirdiğimde
sıradanlardan farkın kalmadığını gördüm.

gerisinin önemi yok. 

şans ve iz

son sigaranın son kibritinin üzerine düşen
ilk yağmur damlası şanssızlığı bendeki
belki başımın üzerinde dolaşan şans melekleri çok acemidir
belki doğaçlama bir tiyatronun figüranıyımdır, bilmiyorum
şakaklarıma buz koyup cehennemler söndürüyorum
boğazımdan geçen her su bir kaostan sızma
iç çektiğim her an bir gülümsemeyi öldürüyorum
kendi hayatımın katiliyim, tanrım buna kızma.

-bazen bu iç yerimde barınan garip teselliler; en çok hayalini kurduğum şeylerin fiyasko çıkmasını, bir başkasının onu benden daha çok istemesine ve haketmesine bağlıyor.-


kaderimiz, paçavra bir kumaş
ve biz, yaratılmış küçük terzileriz
her ne zaman
bu mizanseni yırtmaya kalkışsak
ellerimizde kalan yine kendi söküklerimiz
ve kim olursak olalım
ne olursak olalım
hayat sahnesinde bizden arda kalanlar
bir vapurun deniz üzerinde bıraktığı iz

-b.b

”bugün ne kadar çirkinsem o kadar güzelim 
bir kağıt gibi 
yüzümle beraber buruşturup atıyorum dünü
bugün o kadar çirkinim güzelsem ne kadar
üstüm başım dağınıksa da ruhum ütülü”

-b.b.

Sıkıldım.
Dışarıya çıktım
Başımı alıp yürüdüm biraz
Sigara-lar yaktım
Düşündüm
Biraz geçmişi düşündüm
Yürüdüm biraz daha
Döndüm eve
Sıkıntım geçmedi. 

ömür kavanozum

Taa içime attığım hisler var
Benim bile yüzleşmekten,
Tanımaktan korktuğum hisler
Onlar,
ömür kavanozuma ilk başta doldurduğum
büyük taşlarım sanki.
İçgüdülerim,
arzularım,
hassas noktalarım,
karanlığımda sakladıklarım,
aydınlatmak istediklerim..
İçim o kadar dolu ki, trafik o kadar yoğun ki orada..
Ve o yoğun trafikte de olsa,
bir kere bile yaya gelip
kalbime orta yerinden dokunanın olmaması,
beni sarsmaz mı hiç?
Boşluk beni sarmaz mı hiç?

-barış baran 

hayal.

Eskimiş yatağında yatıyordu,eskimiş yüzün
Dudakların başkasına ait,kuru.
Bu,başkası yüzünden ıslattı demektir dudaklarını
Gözlerinden akan serin yağmuru
Ki,nerden baksan her hücrem sen mağduru.
Yoğun bir sel mağduru.

Gözlerindeki yıldızı söndürmüş yıllar
Ve bir kağıdın kaleme kıvrılışı gibi,hayal.
Teninden farklı türde haykırıyor,renk.
Saçların ve kokun,saçların ve ahenk.

Şimdilerde kuruyorken sensiz bir yaprak
Günler günleri kovalar,sarhoş
Ve yalpalayarak.
Sanıyorum ki,bir şiiri haddinden fazla söylemişim.
Ya sözümü kesme sevgilim
Ya da dinlemeyi bırak.

-barış baran

yoğun duygular yaşayamayan adamın dramı

bugün, doğumumdan itibaren geçen binlerce gün boyunca olduğu gibi hiçbir kaydadeğer gelişme yaşanmadı. tek bir önemli hadise, kalbimi bir saniye öncekinden daha heyecanla attırmadı. telefonuma gelen tehdit mesajları, sıradan günaydın mesajları ve bir kadının attığı şehvet dolu mesajlar, hepsi aynı derecede öneme sahip, önemsiz gibi. mantığımın, duygularımın önünü alması değil bu. normal bir insanın, yani ben gibi olmayan herhangi bir insanın hayatını değiştirecek olan, gününü heba edecek olan, onu düşündürecek olan ya da en azından kafasının içinde de olsa bir şeyleri değiştirecek olan şeyler, bende hiçbir etki yaratmıyor.  bu, tam anlamıyla bir hissizlik de değil. sanki her şey, yüzlerce defa izlediğim bir filmin içinde geçiyormuşçasına. 

sanki, bir başkası tarafından yönlendiriliyor bedenim ve ruhum yoğun uyuşturucu altında. ellerim, gerçekten hissettiğim şiirleri yazmıyor ve gerçekten gitmek istediğim yerin ismini söylemiyor ağzım. çok garip, ama bana o kadar da garip gelmiyor.

her şey oldu, oluyor ve olmaya da devam edecek. köleliğinin farkına varmışlargibiyim ama yapacak hiçbir şeyim de yok sanki. nedense, bu bende o kadar büyük bir dehşet uyandırmıyor. yoğun hiçbir duygu yaşamıyorum. içinde bulunduğu su yavaş yavaş ısıtılan dere kurbağası gibiyim. 

ama pek de farketmiyor.

Her gün / aynı sikik piyes
dua -rica-

gözlerimin içine baktığımda yorgun bir adam görüyorum
içinde komada çocuklar ve sigarası henüz bitmiş
sanki bir dahaki gülüşün ömür boyu sürecekmişçesine-
boş hayallere kapılmamak adına kapıyorum gözlerimi

-keşke hep yaz olsa
 biz çiçek açsak
 ve rengarenk uçurtmalar salsak
 gökyüzüne
 bir çocuğu olsa mutluluğun
 adını dünya koysak
 mumlardan güneş yapsak
 ve ışığından kitap
 ’tek isteğim barış’ yazsak
 fiyakalı önsözüne -

ilk, ellerinin gölgesi
duvara geyik portresi düşen çocuğun hayalgücü
bize huzur yaratır mı? 
bize umut yaratır mı?
biraz gülümsesek olmaz mı?
bir tutam bulut olsak?
şeffaf, narin ama hiç ayrılmasak?
biraz gülümsesek olmaz mı?

-barış baran

Herkesin anladığı şeylerden bahsetmek hiçbir şeyi değiştirmez. Bu yüzden, dünyanın hayran olduğu adamların anlattıkları deli saçmasıydı.
b.b
hiç düşündün mü neden buradayız?
fikrimce öğüt

Kendi fikrin olmalı. Kendine has fikirler değiştirebilir sadece bir şeyleri. Eğer başkasının fikrini savunuyorsan da bu içinden gelmeli. Aldığın kararlar başkasının keyfine göre şekillenmemeli. En doğrusunu, en geniş dairede seçmelisin. Mesela, ideolojin hiçbir zaman sırf ailen ya da arkadaşların istiyor diye değil, kendin mantıklı görüyor ve destekliyorsan var olmalı. Annen baban ülkücüyse illa motorcu bıyığı mı bırakmalısın? Ya da ailen komünistse hiç sorgulamadan Deniz Gezmiş naraları mı atmalısın? Ülkücü tayfanın çoğu mensubunun İslam dinine uymaması ama aynı zamanda her daim ‘Rehber Kur-an Hedef Turan’ psikolojisini anlamadım. Aynı şekil, sırf Karl Marx, Lenin, Stalin vs. maddesel düşünceyi savunuyor diye ateist olan, Tanrı kavramını aramayanları da anlamıyorum. Tanrı kavramını aramayanlar, anne-babası Müslüman ve baskıcı bi politikayla zorlaması üzerine Allah’ı sorgulamadan inananlar kadar cahil. Kız arkadaşın için zayıflama ya da erkek arkadaşın için destekli sütyen takma. Gerçekten istiyorsan, onun öyle olmasını istiyorsan yap. Bu dünyada en çok ezilenler, sorgulamadan kabul edenler. Al sana Havva’nın acizliği işte. Yani; düşüncelerin, fikirlerin, ideallerin senin olsun. Adımların, başkasının adımlarını takip edecekse, onun doğru yolda olduğuna inan.

Beni sırayla terkedin,
Önce kadınlar ve çocuklar.

Yok yok, çok sikten bi olay bu yaşamak. Olayı zevkli hale getiren bizleriz. Kendimizi alkışlamalıyız.
Sanırım şu sıralar başıma gelebilecek en güzel şey, bir kurşun.