aslında Tanrı,
doğarken herkesin eline
bizzat kendi yaptığı mutluluk çayından birer bardak ikram eder,
ömür boyu içeceğimiz.
sadece,
bazılarımızın dudak payı haddinden fazla olmuş.
bütün mesele bu.
bb.
aslında Tanrı,
doğarken herkesin eline
bizzat kendi yaptığı mutluluk çayından birer bardak ikram eder,
ömür boyu içeceğimiz.
sadece,
bazılarımızın dudak payı haddinden fazla olmuş.
bütün mesele bu.
bb.
kafamın içinde yüzlerce kitap var
binlerce müzik
litrelerce içkinin etkisi
ve onbinlerce savunma kendime dair
geçmişte olduğumla
şimdi olduğum arasında pek bir fark yok
kafamın içi işte, malumunuz
tıpkı bir ev gibi
sadece ben içindeki odaları dolaşıp
olgunluk derecemi değiştiriyorum
alışılagelmişin dışında izlediğim bir seyir var
size göre olmam gereken kişiyle aramda duvarlar
ve görüşlerim kalplere inen bir yokuş gibi engin
izleri var, karanlığın nefret ettiği o masum rengin
-ömür, doğduğumdan beri içtiğim en büyük sigara
her nefes alışımda biraz daha öldürüyorum-
bb.
son sigaranın son kibritinin üzerine düşen
ilk yağmur damlası şanssızlığı bendeki
belki başımın üzerinde dolaşan şans melekleri çok acemidir
belki doğaçlama bir tiyatronun figüranıyımdır, bilmiyorum
şakaklarıma buz koyup cehennemler söndürüyorum
boğazımdan geçen her su bir kaostan sızma
iç çektiğim her an bir gülümsemeyi öldürüyorum
kendi hayatımın katiliyim, tanrım buna kızma.
kaderimiz, paçavra bir kumaş
ve biz, yaratılmış küçük terzileriz
her ne zaman
bu mizanseni yırtmaya kalkışsak
ellerimizde kalan yine kendi söküklerimiz
ve kim olursak olalım
ne olursak olalım
hayat sahnesinde bizden arda kalanlar
bir vapurun deniz üzerinde bıraktığı iz
-b.b
”bugün ne kadar çirkinsem o kadar güzelim
bir kağıt gibi
yüzümle beraber buruşturup atıyorum dünü
bugün o kadar çirkinim güzelsem ne kadar
üstüm başım dağınıksa da ruhum ütülü”
-b.b.
Sıkıldım.
Dışarıya çıktım
Başımı alıp yürüdüm biraz
Sigara-lar yaktım
Düşündüm
Biraz geçmişi düşündüm
Yürüdüm biraz daha
Döndüm eve
Sıkıntım geçmedi.
Eskimiş yatağında yatıyordu,eskimiş yüzün
Dudakların başkasına ait,kuru.
Bu,başkası yüzünden ıslattı demektir dudaklarını
Gözlerinden akan serin yağmuru
Ki,nerden baksan her hücrem sen mağduru.
Yoğun bir sel mağduru.
Gözlerindeki yıldızı söndürmüş yıllar
Ve bir kağıdın kaleme kıvrılışı gibi,hayal.
Teninden farklı türde haykırıyor,renk.
Saçların ve kokun,saçların ve ahenk.
Şimdilerde kuruyorken sensiz bir yaprak
Günler günleri kovalar,sarhoş
Ve yalpalayarak.
Sanıyorum ki,bir şiiri haddinden fazla söylemişim.
Ya sözümü kesme sevgilim
Ya da dinlemeyi bırak.
-barış baran
gözlerimin içine baktığımda yorgun bir adam görüyorum
içinde komada çocuklar ve sigarası henüz bitmiş
sanki bir dahaki gülüşün ömür boyu sürecekmişçesine-
boş hayallere kapılmamak adına kapıyorum gözlerimi
-keşke hep yaz olsa
biz çiçek açsak
ve rengarenk uçurtmalar salsak
gökyüzüne
bir çocuğu olsa mutluluğun
adını dünya koysak
mumlardan güneş yapsak
ve ışığından kitap
’tek isteğim barış’ yazsak
fiyakalı önsözüne -
ilk, ellerinin gölgesi
duvara geyik portresi düşen çocuğun hayalgücü
bize huzur yaratır mı?
bize umut yaratır mı?
biraz gülümsesek olmaz mı?
bir tutam bulut olsak?
şeffaf, narin ama hiç ayrılmasak?
biraz gülümsesek olmaz mı?
-barış baran
| — | b.b |
Önünde iki yol var
Birinci yol,
Seni hiç bilmediğin kişilerle karşılaştırıp
Hiç bilmediğin mevsimlerle seviştirecek tenini
Hiç görmediğin incecik köprülerden geçirip
ve körpe olduğunu bir kez daha kanıtlayıp
Ufalayacak avucunun içinde hayat
Köprücük kemiklerini, göreceksin
Ve illa ki yalnız öleceksin
İkinci yol ise,
Bambaşka hayatların gölgesinde
Az bir süre ilerleyip de
Seni tekrardan birinci yola çıkaran
Yalancı bir kanal
Ve milyarlarca insan birinci yolun
Yürünmeye değer olduğunu düşünüyor
Sanırım bugün klişeye uymayacağım
Beni affet,
İnsan formumla uyumlu giyinmiyor ruhum
Ufak bir kalkanım var
Ve göğsümdeki şövalyenin koca kılıcıyla
Savaşamıyorum
Bilseydim eğer,
Bu iki yolun bir çıkmaza indirgeneceğini
Hayat tarafından,
Yapardım başta seçimimi
Taşı, toz eylerdim
Rengarenk bir yolda
Herkes gibi gözleri kapalı ilerleyeceğime
O güne kadar
Görülmemiş bir intiharı yeğlerdim
Ruhuma yakışan buydu,
elbette.
-barış baran